Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin haftalık grup toplantısında Venezuela’ya yapılan ABD müdahalesini sert tepki gösterip “Maduro’ya karşı yapılan gayrimeşru saldırıyı nefretle sadece kınamıyor hepten lanetliyoruz.” dedi.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, konuşmasında, ayrıca SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon sürecine atıfta bulunup “Ya mutabakatla ya da zorla Suriye’nin üniter yapısı, siyasi ve toprak bütünlüğü tesis edilmeli, Arap aşiretleri Şam yönetiminin yanında durmalı.” ifadelerini kullandı.
İşte MHP lideri Bahçeli’nin açıklamasından satırbaşları:
En başta toplantımıza teşrif eden sizlerin, bununla mündemiç büyük Türk milletinin, Türk-İslam aleminin; barış, huzur ve refah susuzluğundan mütevellit yaşama enerjisi gittikçe tükenen insanlık ailesinin yeni miladi yılını kutluyorum. Timur’un Anadolu’da dört nala ilerleyiş kaydedip hakimiyet alanlarını genişlettiği dönemde, Yıldırım Bayezid’in bir çoban kavalının yanık sesinden esinlenerek şunları söylediği rivayet edilmektedir: “Çal bre çoban çal! Ne canın yandı ne ciğerin dağlandı! Ertuğrul gibi oğlun mu öldü? Sivas gibi şehrin mi yıkıldı?”
Bütüncül zaman telakkisiyle ifade ve iddia edebilirim ki, bu topraklar üzerinde görülen ve gösterime sokulan felaketlerden zaferlere kadar her ne yaşanmışsa maşeri vicdanda mahfuz ve mazbuttur. Tarihin acıklı kıvrım noktalarında canımız yansa da, ciğerimiz dağlansa da, felaketler tıpkı arı kolonisi gibi oğul verse de, milli varlığımızın ve muazzez vakarımızın minnetsiz muhafazası üstün azim ve cesaretle sağlanmıştır. Yeni yüzyılın zorlu etaplarını birer birer geçerek, geçmişin çağrısını geleceğin çehresiyle birleştirmek, ecdadımızın hükmünü evlatlarımızın haysiyet ve hürriyetiyle örtüştürmek müşterek gaye olarak önümüzdedir. Milliyetçi Hareket Partisi bu gayenin her yönüyle şuurundadır. Cumhur İttifakı bu gayenin icra ve ifa amacındadır.
21’inci yüzyılın ikinci çeyreğini Türkiye ve Türk milletinin lehine çevirmek mümkündür, bu istikametin rotasında kararlı adımların birbirini dengeli şekilde takip ve temini asıl olmalıdır. Türk ve Türkiye Yüzyılının bereket vadisinde muazzam gelişmelere imza atmak, ülkemizi ve milletimizi hayal ve hedeflerimizin mutena sınırlarına taşımak elimizde ve imkanlarımız içindedir.
21’inci yüzyılın ikinci çeyreği bizi 2053’e, yani İstanbul’un fethinin 600’üncü yıldönümüne götürecektir.
Bu tarihteki ulaşılabilir stratejik hedefimiz bugün atacağımız güçlü temellerle Süper Güç Türkiye’yi inşa etmek olmalıdır.
Ayakları yere basan, analitik ve gerçekçi bir fikrin tezekkürüyle diyebilirim ki, yeni yüzyıl süper güçle taçlanmış bir Türkiye’ye gebedir. Bu kutlu doğumun gerçekleşmesi Türk milleti mucizesinin beşeriyeti sarmasına yol açacak; adalet, ahlakiyet, insaniyet, merhamet, cesaret, hakkaniyet, fazilet, medeni kuvvet merkeziyetinden dünyanın saygı ve hayranlığı da kazanılmış olacaktır.
Söz konusu uzun soluklu süreç sancılı olabilir. Ağır sorun ve sıkıntıların gölgesi de üzerimize düşebilir. Velakin iman varsa imkan vardır diyerek, insan varsa eşrefi mahlukatın bacası tütüyor diyerek, zirveler kartalsız, coğrafyalar Bozkurtsuz, gönüller kızılelmasız olmaz diyerek yürüyeceğiz, yükseleceğiz, elhak muzafferliğin mührünü bu yüzyılın alnına vuracağız.
“SÜPER GÜÇ TÜRKİYE’NİN ENGELLENMESİ DİYE BİR ŞEY SÖZ KONUSU OLAMAYACAKTIR”
Yüklerini atmış, bağımlılık katsayısını azaltmış; ekonomik büyüme, sosyal gelişme, milli bütünleşme mihverinde zincirlerini parçalamış kalkınma ve gelişme dinamiklerini eşzamanlı hayata geçirmiş milli ekonomimizle; kutuplaşmayı törpüleyip kucaklaşmayı takviye ve teşvik eden, ahlaki temizlikle çerçevesi çizilen köklü siyasal ve demokrasi kültürümüzle, asırlara sari olmasının yanında kudret ve kifayetle harcı karılan, felsefesiyle, teamülüyle, gelenekleriyle, hepsinin öncesinde ise hukuki vasfı ve hükümran mazisiyle dünya çapında muharrik ve müteyakkız farkla sivrilen Türk devlet ve yönetim müktesebatımızla,
Ölürsem şehit, kalırsam gaziyim diyen şerefli millet fertlerinden mürekkep büyük Türk milletiyle, sanayiden tarıma, turizmden doğal kaynaklara, eğitimden sanata, enerjiden ulaştırmaya, dev bir potansiyel olan Türk gençliğinden çevremizde billurlaşıp istikrar, güven, gelecek, kardeşlik, barış, zenginlik ve huzur vadeden Türk Kuşağı’yla, önü alınan değil ön alan ve öncü olan, dar seçeneklere sıkışıp kalan değil devamlı seçenek üretip hamle üstünlüğü kazanan, durgunluk yerine vızır vızır hareket içinde seyreden, donmak yerine akışta demetlenen, arabulucu ve yatıştırıcı özellikleriyle ihtilaflı tarafları buluşturabilen, dahası bir masa etrafında toplayabilen yeni yüzyıl diplomatik vaziyet ve vizyonumuzla, savunma sanayinde altın çağımızla birlikte; sabrın ve şükrün kümesinde inançla değer üreten, Türk markalarını dünyanın her yerine götüren, ekmeği büyüten, erdemi teşmil eden, yeni nesil teknolojik atılımları kendi sahalarına uyarlayabilen müteşebbis ve iş insanlarımızla, caydırıcılığı, kahramanlığı, inancı, vatan sevgisi ve mücadele kabiliyeti destansı seviyede bulunan asker ve polisimizle; nihayet terörü hayatımızdan sürüp çıkaran Terörsüz Türkiye hedefinin adım adım gerçekleşmesiyle, biliniz ki, başaramayacağımız bir şey yoktur, yapamayacağımız bir şey yoktur, süper güç Türkiye’nin engellenmesi diye bir şey de söz konusu olamayacaktır.
Uyumayacağız, uyuyup rehavete kapılmamızı bekleyenlere fırsat vermeyeceğiz. Uyuşuk kalmayacağız, punduna getirip, tuzağa düşmemizi planlayıp zaaf anımızı, zayıf hatlarımızı ve yumuşak karnımızı kollayanlara dipdiri duruş göstereceğiz ve boyun eğmeyeceğiz.
Cırcır böceği gibi ötenler, kelebeğin ömrüne özenenler, daha ötesi sürünerek yaşamayı meslek edinenler, köfteden kahramanlık taslayıp yağmadan pay kapma hesabında olan akıl ve zeka özürlüsü gafil ve garabet yuvaları, huzur ve kardeşlik muhalifi serseri tabiatlılar, size sesleniyorum, sizler uyumaya devam edebilirsiniz, ama biz asla uyumayacağız, devamlı uyanık ve zinde kalacağız. Çünkü tehdit büyük, yaygın, yoğun ve küreseldir. İşte Milliyetçi Hareket Partisi bu anlayış ve ahlaki mizan kapsamında şevkle, özveriyle, özgüvenle, öz disiplin içinde çalışıp sahadaki siyasi ve psikolojik üstünlüğünü korumaktadır.
24 Ekim 2025 tarihinde başlattığımız “Hayırlı Günler Komşum” ziyaretleriyle, “Derdim derdimizdir” sohbet toplantıları mucibince bugüne kadar; 81 il, 963 ilçe olmak üzere toplam 49.725 program yapılmıştır. Ne diyeyim, hepinize helal olsun diyorum. Alayınızı canıgönülden kutluyorum. Bu çalışmaların ikmal, idare ve idamesinden doğrudan sorumlu olan Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Prof. Dr. Edip Semih Yalçın ile birlikte; Başkanlık Divanı üyelerimize, Merkez Yürütme ve Merkez Disiplin Kurulu üyelerimize, siz değerli milletvekillerimize, il ve ilçe başkanlarımıza, belediye başkanlarımıza ve tüm dava arkadaşlarımıza takdir ve teşekkürün en hassını paylaşıyorum. Bundan sonra da aynen ve artan tempoyla yola devam diyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı; solan yüzleri canlandıran, kalplere yuvalanmış hüzünleri her cephede kovan ve dağıtan; nasırlı çilenin izleriyle bezenen kahrılı elleri şefkat ve sevgiyle tutan; göz pınarlarından oluklar hâlinde inen yaşları sabırla silen; dertlere derman olamasa bile onlara ortak olmayı vecibe sayan; tam kapsamlı bir yanlışsızlığın, tavizsiz bir irade bıçkınlığının, tartışmaya kapalı nitelikli dürüstlüğün ve samimiyetin siyasetteki ahlâk markasıdır.
Aziz dava arkadaşlarım, değerli misafirler; meşhur filozof Platon’a atfedilen şu sözle, gündemdeki mahut ve malum gelişmeleri ele alma düşüncesindeyim. Şöyle diyor Platon: “Bir insanı zorda bırakmak istiyorsanız, ona bir tanım sormanız yeterlidir.” Bugünkü tablosuyla iç karartan, iflasın ve imanın kıyısında adeta can çekişen, hatta fiilen ve hukuken entübe edilen uluslararası müesses nizamı içine kaydığı feci ortamla eklemleyerek tanımlasaydık, acaba en isabetli tarifi nasıl yapardık? Hakikatin simasıyla kavram ve kelimelerin can evine nüfuz etsek bile, “yeni dünya düzeni” masalını; azgınlaşan Siyonist-emperyalist küstahlığı ahlâk, adalet ve hukuk ölçeğinin evrensel parametreleriyle izah etmek kâbil midir?
Bal yapmayan arıların kovanı gibi uğuldayanların palavralarını bir kenara bırakırsak; gerçekten bugünkü kaotik ve despotik dünyanın tanımı kolayca yapılacak cinsten değildir. Esasen uluslararası hukuk uzun senelerdir çöp tenekesinin dibindedir.
İkinci Dünya Savaşı’nı müteakip, küresel emperyalizmi doymak bilmeyenler; ne hak tanımış, ne hukuk bilmiştir. İnsanlık tarihinin geneline ışık tuttuğumuzda; askerî, silah ve teknoloji üstünlüğüne sahip ülkelerin daha ceberrut, daha tahakkümcü olduğunu sayısız misalle teyit ve tespit etmemiz mümkündür.
Hukukun gücü yerine güçlülerin hukukunun amir ve hâkim olması yeni bir durum değildir. Bu nasıl olur demeyin; maalesef olmuştur. Daha olacakların da önü açıktır. İnsan hakları bilinmez bir yerdedir. Meçhul bir zehirle mahzende kilit altındadır ve ölüme terk edilmiştir.
Haber Kaynağı: Hürriyet. Com